ALMANYA TÜRKİYE’Yİ KISKANIYORMU

GERÇEKTEN BENİM ÜLKEME VATANI, VATANINDA YAŞAYAN İNSANLARINI SEVEN POLİTİKACILAR GELMEYECEK Mİ?hes.01JPG

Her gelen benim sistemim doğru diyerek deneme tahtasına mı çevirecek ülkemi. Her gelen bir şekilde doğayı yok edecek politikalar mı uygulayacak. Devletin halktan aldığı vergilerle yapılan fabrikaları üretim tesislerini yenileyip modernize edeceğine halka sormadan satacak ve ya kapatacak. Liyakat sahibi insanlara danışmadan, Ben yaptım oldu mu diyecek. Tarım arazilerini betona mı gömeceğiz? Doğa harikası yerlerimizi yaşanmayacak yerler haline mi getirmeliyiz? Kara denizi mahvetiniz ne dere kaldı ne akar su.  Elektirik üreteceğiz diyerek duman ettiniz güzelim cennet yaylalardan akan dereleri. Tarım arazilerine kurduğunuz fabrikaların baclarından çıkan duman ve küle bile engel olamadınız. Özal hükümeti ile başlayan Türk Lirasını koruma kanunu yok ettiniz. Devletin tohum fidan üretme tesislerini kapattınız. Çiftçiyi israel tohumuna muhtac ettiniz. hesJPGŞeker  Fabrikalarını satarak kapatarak hayvancılığın en çok kullandığı şekerpancarı küspesinden mahrum ettiniz. Şeker kamışı glikozu Amerikadan ithal ederek Amerikan çiftçisini zengin ettiniz. Halkınızı kanserle tanıştırdınız.   Mutlu bir azınlık yarattınız çevrenizde.

ALMANYA

Bakın şimdi Almanya neler ile uğraşıyor nerelere yatırım yapıyor ve teşvik verip para  yatırıyor. Bizim ülkemizi yönetenler neyi yapmıyorsa Almanlar işte onu yapıyor.  Eyalet meclisleri almış oldukları bir kararla biyolojik sera üretimine geçmek isteyen çiftçilerine 300 bin EUR 2 sene geri ödemesiz, iki sene sonunda faizsiz geri ödeme şartı ile kredi veriyor. Şekerpancarı ekimini teşvik ediyor ve alım garantisi veriyor.  Uzun zamandır işsiz olan gençlere Meslek değiştirebilmelri için isteyenlere Tarım meslek okullarında iş garantisi ile eğitim imkanı sunuyorlar. BİZİM GARİBAN ÇİFTÇİMİZE HACİZ GÖNDERİYORLAR. İNDİRİMLİ MAZOTU ÇOK GÖRÜYORLAR.

ALMANYADA TARIM POLİTİKASISüt

Süt fiyatı son iki hafta içinde düştü. Hamster UHT süt, tereyağı ve peynir alımları sadece kısa bir süre için talebi arttırdı. Almanya‘ nın yıllık Çin’e tereyağı ihracatı 500 Milyar dolar. Korona epedemiden dolayı Özellikle Çin başta olmak üzere süt ve süt ürünleri için önemli ihracat pazarları şimdilik kayboldu.

Seacılıkta büyükmesafeler alan Almanya  hemen hemen herşeyi üretir duruma geldi. Nerede ise seralarda Muz yetitirecekler. Bu gün itibarı ile

Çilek hasat‘ı Güney Baden’de büyük bir mesafeden başladı.Çilek

Almanya; İspanya italya ve Türkiye gibi ülkelerden sebze ve meyve almamak için var gücü ile yatırım yapıyor Amanya. Sebebi ise seralarda çalıştırılan insanların hak ettikleri ücreti alamadıkları gibi, sağlık koşullarına dikkat edilmediğini gösteriyorlar.  Domates, salatalık, portakal Alman süpermarket rafları tüm yıl boyunca taze, ucuz meyve ve sebzelerle ağzına kadar doldurulur. Bu genellikle güney Avrupa’dan, İspanya veya İtalya’dan Türkiyeden  geliyor. İspanya’dan gelen malların özellikle ucuz olduğu düşünülmektedir. 99 sentten bir kilo portakal, 39 sentten bir salatalık mevcuttur. Bio tomattGıda Almeria bölgesinde yetiştirilir. Tek bir bölgeden ne kadar meyve ve sebze gelebilir? “Avrupa’nın Kirli Hasat” başlıklı belgesel bu soruyu inceledi ve sağlıklı tarım üretimi için için Çiftçisine  300 milyar Euroluk bütçe ayırdı.

Son zamanlarda Alman devletinin en büyük ve en modern organik cam seraları süpvanse eden yönetim anlayışı, ortada dururken…! Domat

Ülkemde ki çiftçilerin önündeki engeller. Dünyanın sonumu geldi ne.

Dünya önümüzdeki kirizin 1925 -1926 krizinden daha büyük olacağını söylüyor bizimkiler milyarlarca doları daha hala , betona yatırıyor.

1925-1926 krizinde Mustafa kemal atatürk bütün yatırımlarını Tarım üzerine yapmış ve tüm osmanlı borcunu ödemişti. Allah bize öyle bir ülke vermiş doğa harikası bizimkiler yok etmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Araba olmadan, Lüks apartmanlar, 0lmadan yaşayabiliriz ama yiyecek, içecek temiz su olmadan nasıl yaşarız?

ALMANYA’DA ŞEKER PANCARI ÜRETİMİ

şeker kotasının Ekim 2017′de kaldırılması, Almanya’da dönüm ve şeker üretiminde önemli artışlara yol açtı. Şeker kotasının kaybedilmesiyle, birçok çiftçinin 2017 yılında şeker pancarı yetiştiriciliğini genişletmesi bir teşvikti.Zuker fabrik

Şeker pancarı fabrikaları, üretim kapasitelerini en üst düzeyde kullanmak için kazançlı sözleşme şartları sunduğundan, bir çok çiftçi ekili alanlarını genişletti. Buna ek olarak, bazı Çitçi koparatifleri kota sistemi nedeniyle daha önce mümkün olmayan şeker pancarı yetiştirmeye başladılar. Almanya da Şeker pancarı ekimi yapılan alan bu nedenle 2016-2018 yılları arasında yüzde 24 oranında artırılarak 413.300 hektara yükselmiştir. Bu, şeker pancarının ekilebilir arazinin yüzde 3,5′inde yetiştirildiği anlamına gelir. Şeker üretimi 2017/18 pazarlama yılında yüzde 37 civarında olup 5.197 milyon tona yükseldi. Almanya’da kişi başına şeker tüketimi yılda 34 kilogramın biraz altında. Bir kilogram saf şeker üretmek yaklaşık dokuz ila on pancar gerektiriyormuş. Bu pancar miktarı için yaklaşık bir metrekarelik bir büyüme alanı gerekliymiş. Tüm büyüme aşaması boyunca ağırlığının yüzde 15-20’sini şeker olarak tüketmiştir. Geri kalan küspesi hayvan besini olarak kullanıldığından çiftçinin zarar etme olanağı yoktur.zuker fab.t

Bir bakarmısınız Almanya şeker fabrikalarını yeniliyor üretimi artırıyor biz ise fabrikaları satıyor kapatıyoruz.

ALMANYA’DA  ENSTİTÜLERE  VERİLEN DEĞER

1 Temmuz 1891 yılında “Kraliyet Prusya Enfeksiyon Hastalıkları Enstitüsü”, Berlin-Mitte’deki Schumannstrasse’deki dönüştürülmüş bir apartman binasında çalışmaya başlar. Robert Koch, enstitüye 1904 yılına kadar başkanlık etti.. Halk sağlığı , örgütlü çabalar ve toplum, örgütler, kamu ve özel sektör, topluluklar ve bireylerin bilinçli seçimleriyle bilimi ve sanatı ”, yaşamı uzatma ve yaşam kalitesini artırma olarak tanımlanmıştır.

1900 Halen RKI’nin merkezi olan Berlin-Wedding’de kuzey kıyısında yeni bir binaya taşındı.Rıbert koch

1905 Robert Koch, Nobel Tıp Ödülü’nü aldı. 1910 Robert Koch ölür ve enstitüdeki bir türbeye gömülür. 1912 Tüberkülos basilinin keşfinin 30. yıldönümünde enstitü, “Kraliyet Prusya Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü ‘Robert Koch’” olarak değiştirildi.1933 Ulusal Sosyalistler iktidarı ele geçirdikten sonra Yahudi bilim adamları enstitüyü terk etmek zorunda kaldılar. Üçüncü Reich sırasında, RKI şiddet konusunda Ulusal Sosyalist politikaya yoğun bir şekilde dahil oldu. Diğer şeylerin yanı sıra, önde gelen bilim adamları iyileştirme tesislerinde ve toplama kamplarında insan deneylerine katılmaktadır. 1942 Enstitü bağımsız bir emperyal kurum haline geldi ve şimdi “Robert Koch Enstitüsü” olarak anılıyor. Bundan böyle, araştırma öncelikle askeri nüfuzu tehdit eden bulaşıcı hastalıklara odaklanacak. 1945 II. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra, enstitünün bazı bölümleri imha edildi. Müttefiklerin yardımıyla çalışmaya devam edilir. 1952 RKI yeni kurulan Federal Sağlık Ofisi’nin bir parçası oldu. Kuzey kıyısındaki ev genişletildi, laboratuvarlar ve hayvan tezgahları modernize edildi. 1960 Enstitü, DSÖ tarafından Almanya’da lisanslanan tek sarı humma aşısının üretimine başladı. Aşı 2002 yılına kadar mevcut olacak. Robert Koch

1978 Kuzey yakasında yeni bir laboratuvar binası taşındı. Avrupa’nın en modernlerinden biridir. 1982 Almanya’da ilk AIDS hastalıkları ortaya çıktıktan sonra, RKI’de bir AIDS vaka kaydı kuruldu. 1990 Duvar yıkıldıktan sonra, Berlin-Schöneweide Merkez Hijyen, Mikrobiyoloji ve Epidemiyoloji Enstitüsü ve Harz Dağları’ndaki Wernigerode Deneysel Epidemiyoloji Enstitüsü de dahil olmak üzere çeşitli GDR yetkililerinin alanları RKI’ye entegre edildi. Wernigerode’deki konum RKI’nin bir kolu olarak kalacaktır. 1994 Federal Sağlık Bürosunun kapatılması. RKI, 1988‘de kurulan AIDS Merkezi ve Berlin-Tempelhof’taki Sosyal Tıp ve Epidemiyoloji Enstitüsü (SozEp) ile birleştirildi – ikincisi bulaşıcı olmayan hastalıklarda uzmanlaşmıştır. 1998 RKI ilk kez Almanya’daki yetişkinlerin sağlık ve davranış durumları üzerine kapsamlı bir çalışma yürütmektedir. 2001 Enfeksiyon Koruma Yasası (IfSG) yürürlüğe girer: Bulaşıcı hastalıkların kaydı ve kontrolü temel olarak modernize edilir, RKI’nin görevleri güçlendirilir. 2001 RKI, biyoterörik açıdan tehlikeli durumların tespiti ve yönetimi için Almanya’da merkezi bir yer haline geldi. 2002 Enstitü Berlin’in Düğünü: Seestrasse’de ek bir yer buldu. 2003 RKI, KiGGS çalışmasına başlar: İlk kez, çocuk ve ergenlerin sağlık durumları hakkında kapsamlı veriler ülke çapında toplanmaktadır. 2006 Federal İstatistik Ofisi ile birlikte, RKI Almanya için sağlık raporlarını devralmak üzere görevlendirildi.Rıbert koch01 2007 RKI resmen sağlık izlemesi ile görevlendirilmiştir. Enstitü, Almanya’da yaşayan nüfusun tüm yaş gruplarının hastalıkları ve riskli davranışları hakkında sürekli veri toplamaktadır. 2008 Federal Meclisi, RKI’yı modern bir halk sağlığı enstitüsüne (“RKI 2010″) genişletmeye karar verdi, personel artırıldı. 2014 Batı Afrika’da 50 RKI çalışanı tarihin en büyük Ebola salgını ile başa çıkmaya yardımcı oluyor. 2015 Seestraße bölgesinde, en yüksek koruma seviyesine (S4) sahip bir laboratuvar da dahil olmak üzere yeni bir ofis ve laboratuvar binası açıldı. 2016 Enstitü 125 yaşında. 450 farklı bilim insanı da dahil olmak üzere 90 farklı meslekten 1.100‘den fazla kişi Berlin ve Wernigerode’daki dört yerde çalışıyor. 2017 “RKI 2025″ stratejisi gördü dijital epidemiyolojiyi genişletmeyi, halk sağlığı aktörlerini birbirine bağlamayı ve uluslararası düzeyde daha fazla sorumluluk almayı planlıyor.

Almanya bizi kıskanıyor..!

Osmanlı döneminde başlayan aşı üretme labratuarları Cumhuriyet döneminde arkada bırakılan savaşların izleri, Cumhuriyetin ilk yıllarında ekonomi, sağlık, eğitim gibi birçok alanda hissediliyordu. Topyekûn mücadele gerektiren verem hastalığı da sıradaki sorunlardan biriydi. Verem yani tüberküloz hastalığı ‘mycobacterium tuberculosis’ isimli bir mikroorganizma aracılığı ile oluşan bulaşıcı bir hastalık. Hastanın öksürmesi, hapşırması veya konuşması ile havaya karışan basillerin solunum yoluyla sağlıklı bir insanın akciğerlerine ulaşmasıyla bulaşabiliyor. Hastalığın çözümüne ilişkin Türkiye’de ilk çalışmaları hayata geçiren isim de dönemin Sağlık Bakanı Dr. Refik Saydam. Türki7e’de verem (BCG) aşısı üretimine 1927 yılında başlandı ve aşı ağız yoluyla uygulanıyordu. Sonrasında aşı çalışmaları, üretimin merkezileşmesi için Hıfzıssıhha Enstitüsü’nde toplandı.Hıfsı saha01

Cumhuriyetin ilerleyen yıllarında da aşı çalışmaları devam etti. Türkiye’de 1931’den 1996 yılına kadar tetanoz ve difteri aşıları, 1937’de ise kuduz aşısı üretimi başladı. Sağlık Bakanlığı’nın sitesinde yer alan bilgiye göre, 1940 yılında kolera salgını için Çin’e aşı gönderildi. Ancak Devlet Arşivleri Başkanlığı belgelerinde aşıların 1938’de gönderildiği görülüyor. 1942 yılında tifüs aşısı ve akrep serumu üretimi başlarken 1947’de Biyolojik Kontrol Laboratuvarı kuruldu. 1950’ye gelindiğinde Türkiye’deki influenza laboratuvarı Dünya Sağlık Örgütü tarafından Uluslararası Bölgesel İnfluenza Merkezi olarak tanındı ve influenza aşısı üretimine geçildi. 1976’da kuru BCG aşısının deneysel üretimi başladı, 1983’te de kuru BCG aşısı üretimine geçildi.Hıfsı saha

Günümüze  yaklaştıkça hastalıkların seyrinin azalması ya da tamamen kaybolması nedeniyle birçok aşının üretimi de sona erdi Bu nedenle ihtiyaç halinde aşılar satın alınabiliyor. Ancak 2015 yılında ise tetanos ve difteri aşılarının kademeli olarak antijen üretiminin Türkiye’de yapılması planlanmıştı. 2019’da antijende tamamen yerli üretim bekleniyordu,  2000’li yıllarda aşıların Türkiye’de üretimi konusunda ilginin kısmen arttığı görülüyor 2009 yılında beşli karma aşı, yani difteri, boğmaca, tetanoz, hib, çocuk felci hastalıklarının birleştirilmiş halinin alımı yapıldı; paketleme ve enjektöre dolum teknolojisi Türkiye’ye getirildi. Bunu 2011’de dörtlü karma ve zatürre aşıları izledi. Ankara’da Cumhurietimizin medarı iftiharı olan Dr. Refik Saydam Hıfzıssıhha enstitüsü  2011 yılında maliyeti yüksek diyerek kapatıldı.

ALMANYA BİZİ KISKANIYORMU?

UÇAK FABRİLALARIMIZ

Türkiye ve Junkers arasında 15 Ağustos 1925′te kurulacak fabrikanın sözleşmesi imzalandı. Junkers ve Türk Tayyare Cemiyeti’nin ortak olduğu şirketin adı Tayyare ve Motor Türk Anonim Şirketi (TOMTAŞ) oldu. Fabrikanın, Kayseri’ye yapılması kararlaştırıldı. 6 Ekim 1926′da açıldı. 1928 yılında Junkers firması yükümlülüklerini  yerine getirmediğinden fabrika iflas etti ve 1926 yılında Türk Tayare cemiyeti Fabrikayı satın aldı.Uçak 01

Türkiye’nin ilk uçak Fabrikası, 1931 yılında, Milli Savunma Bakanlığı (MSB) Hava Müsteşarlığı tarafından Kayseride  yeniden açıldı. 1931 yılında Kayseri uçak fabrikası  1943 yılına kadar 200  üzerinde uçak üretimi yaptığı biliniyor.

1949 yılında Demokrat Parti tarafından fabrika MSB tarafından değiştirilerek, 2. Hava İkmal ve Bakım Merkezi olarak Üretim durduruldu. Ülkemiz sağ partilrin Amerikancı politikaları sebebi ile bu günlere geldik. ne yazık ki  günümüzde vatandaşın  ödeyeceği  10 TL bağışa muhtaç duruma geldik.

BİR İNSAN NE YAPARSA KENDİNE YAPARMIŞ ÜLKEMİ BU HALE GETİREN GELMİŞ GEÇMİŞ NE KADAR POLİTİKACI VARSA HAKKIM HARAMDIR.  BİZİ  AMERİKANIN RUSYANIN MANDASI DURUMUNA DÜŞÜRENLER ELBET BİR GÜN TARİHTEKİ KARA GÜNLER SAYFASINDA YERLERİNİ ALACAKLARDIR DİYORUM. Uçak 04

Yıllarca Ülkücü gençlik Kominist gençlik diyerek birbirimize düşürdünüz bizleri. Aslında bizlerin istediği aynı şeydi bizler, Ülkenin her köyünde ve diğer Türk devletlerinde yaşayan halkın refaha kavuşması Koministlerde Ülkemizdeki ve tüm ezilen ülkelerdeki halkın refaha kavuşması diyordu. Nasıl olduysa bu hiç sevmediğimiz milli görüşçüler karlı çıktı aradan. Bunların başındaki milli ye bakmayın. onların milli dediği muaviye dir.  Türk milletinin adını anmazlar. Anarlarsa‘da takkiyedir yaptıkları. Halifeleri İngitere Kraliçesi, Ağabeyleri Amerikan emperyalimzi kucaklarına oturdukları da İsrael siyonistleridir. Fettulah Gülen gibi tüm Muaviye,  emevi cematleri, tarikatları Türk milleti için çalışmazlar. Ya İngilizin ya da Amerikanın muhbirleridirler. Tüm amaçları Türk milletini yok etmektir.

Uçak fabrikalarımız ve bunun gibi bir çok madenlerimiz fabrikalarımız  Amerika ve İngiltere politikaları ile yok edilmişlerdir.

Ne demiş Mekke Şerifi Hüseyin Bin Ali

‘‘Türklerden Kurtulacağımız Gün,İslam ve Arap Dünyası Muzaffer olacaktır.

Aslında ehli beyiti yok etmektir dertleri yani, Kuran’ı unuturmaktır yaptıkları. Türk milleti var oldukça bilirler ki kimse İslama en ufak bir laf edemez. Kuran’ı yok edemez. Türk milleti var oldukça İslam, ehlibeyit yolu yok edilemez.

Mehmet Tevfik Özkartal

15 Mayıs.2020 Nürnberg

Comments are closed.